Mide-Bağırsak (Sindirim) Sistemi

Sindirim sistemini ve neden olabileceği sorunları tanıyalım.

Mide-Bağırsak (Sindirim) Sistemi

Mide-bağırsak sistemi, sindirim borusu olarak adlandırılan 30 metrelik boş bir tüpten oluşmaktadır. Görevi; uygun olmayan maddelerin emilimini engellemeye çalışırken besinlerin emilimini sağlamaktır. Bu ise şu üç sürecin koordine bir şekilde çalışması ile gerçekleştirilmektedir: besinleri kanala iten sinir-kontrollü kaslar; mide, pankreas ve karaciğer tarafından salınan ve sonrasında gıdaların parçalanmasını sağlayacak mide sıvısı; ve sıvı ve besinlerin ince ve kalın bağırsak tarafından emilimi. 

Sindirim; besinler ağzınıza girdiği anda başlar. Çiğnemeye başladığınızda, tükürük ve parotid bezlerinden salınan alkalin enzimleri besinleri parçalamaya başlar. Yuttuğunuzda, besinler özefagus boyunca hızlı bir şekilde hareket eder ve depolanacağı, sıvılaştırılacağı ve asidik mide sıvısı tarafından işlem göreceği mide rezervuarına iner. Mide - gastrin ve histamine hormonlarını salgılayan mide ve vagus siniri yoluyla sinir sisteminin itinalı kontrolü altındadır - proteinleri polipeptit adı verilen orta boyutlu parçalara dönüştüren enzimleri (pepsinojenler) ve hidroklorik asit salgılar. 

Besinler bir kez iyice parçalandığında, karaciğerde üretilen safra ve pankreasta üretilen sindirim enzimlerin yoğum salınımı ile karşılaşacağı ince bağırsağa geçer. İnce bağırsak duvarı temel olarak sindirimin savunmasının cephe hattıdır, çünkü toksik moleküllerin emilimine karşı koruma sağlamaktadır. Bu görev; kısmi olan sindirilmiş tüm partikülleri elekten geçiren ve onlarla birlikte geçen  protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineralleri içine çeken; minik, tüy gibi "parmaklar” olan mikrovili tarafından gerçekleştirilmektedir. Birbirini takip eden 4-6 saat sonrası, besinlerin büyük bir kısmı ince bağırsağın ilk 40 inç’i boyunca ilerleyen yiyecekler olarak özümsenir; arta kalan su, elektrolitler, safra tuzu ve B12 vitaminini absorbe etmek için kalan 20 metreye bırakılır. 

Öncelikle "arkadaş canlısı” bakteriyel mikroorganizmalar tarafından kaplanmış olan sağlıklı bir bağırsak duvarı, faydalı olanların içeri girmesine izin verirken vücut dolaşımının dışındaki zararlı maddeleri tutmak için de gerekli olan bir koruma hattı sağlar. Ancak, zararlı maddelere sürekli maruz kalmak mikrovili ile yan yana olan beyaz kan hücrelerinin saldırı moduna girmesine neden olur. Yardımcı olmaya yönelik olmasına rağmen, bu beyaz kan hücrelerinin uygun olmayan partiküllerin emiliminden çok kısa süre sonra patlaması ve bu sebeple histamin gibi enflamatuvar hormonların salınması ve bağırsak duvarının ayrıca savaşmak zorunda kalması nedeniyle bu çaba bağırsak hattının daha da tahriş olmasına neden olur. 

Bu noktada sindirimin ön savunma hattı düşer ve uygun olmayan protein ve toksik partiküller bağırsak zarından kan dolaşımına geçmeye başlar ve "sızıntılı bağırsak sendromu” denilen duruma neden olur. Bu durumu çözmek için vücut karaciğeri çağırır. Karaciğerden geçmeyen hiçbirşey kan dolaşımına giremez. Normal olarak, bu dev kan filtresi gıdaların tüm faydalı bileşiklerinin değişim, sentez, oksidasyon ve depolama süreçlerine girmesini, tüm toksinlerin metabolize olmasını ve böbrekler tarafından yok edilecek güvenli ara ürünlere dönüştürülmesini sağlar. 

Ancak, vücut kirletici ve toksinlere sürekli maruz kaldığında, artık tam bir detoksifikason sağlanamaz. Sızıntılı bağırsak, aşırı bakteri üremesi (disbiyoz), alkolizm ve madde bağımlılığı gibi problemler karaciğere yüklenmeyi arttırır ve enzimatik reaksiyonların onları işlemden geçirmesinden daha hızlı şekilde serbest radikal üretecek oksidasyon reaksiyonlarına neden olur. Bu serbest radikallerin kan dolaşımına kaçmasına izin verir ve zamanla vücut otoimmun hastalıklar, kronik yorgunluk sendromu, premenstrual sendrom, huzursuz bağırsak sendromu ve baş ağrısı gibi kronik hastalıklara neden olan ve sonuç olarak sisteme aşırı yüklenen "oksidatif stres”e girer. 

Karaciğer hücreleri iki önemli fonksiyon gerçekleştiren, sindirim savunmasındaki diğer bir temel araç olan (safra kesesinde depolanan) safra’yı da üretmektedir. Safra, öncelikle (bilirubin denilen) filtrelenmemiş parçalanmış ürünlerin kandan böbreklere geçmeden önce yok edilmesine yardımcı olur. İkincisi, mide asidini nötralize eder ve yağların ve yağda çözünebilen vitaminlerin bağırsaktaki emilimini kolaylaştırır. Karaciğer toksinlerle ya da fazla miktarda depolanmış glukoz ile aşırı yüklendiğinde, safra kesesi kanallarına safra akışını azaltan ve sindirimi bozan bir baskı uygulanır.   

Aşırı yüklenilmiş şişmiş bir karaciğer kanın pelvik ve abdominal bölgelere olan akışını da azaltır. Bu kan havuzu zamanla kangrenleşip hemoroid, bağırsak iritasyonu, rahim/over ya da prostat iritasyonu, boyun ağrısı ve tutukluk ve bir çok vaka da ise kalp çarpıntısı gibi problemlere ev sahipliği yapabilir. Karaciğer bir kez kanı temiz tutma ve toksinleri seyreltme yeteneğini kaybettiğinde, mide-bağırsak sistemi yorgun düşer. 

Bağırsak Geçiş Süresi
Bağırsak geçiş süresi yiyeceklerin sindirim sisteminden geçiş süresidir. Çiğnenip yutulunca yiyecek mideye girer ve burada asit ve sindirim enzimleriyle karışır. Mideden çıkan yiyecekler ince bağırsağa geçer ve burada besin maddeleri vücut tarafından kullanılmak üzere ayrıştırılır. Yiyecek bundan sonra kalın bağırsağa geçer ve burada suyu alınır. Sindirilmeyen ve bağırsaklara gelen her şey, bakteri ve diğer atık ürünlerle birlikte dışkı haline dönüşür. Yiyeceğin ağızdan girip dışkı olarak vücuttan çıkışına kadar geçen süre bağırsak geçiş süresidir.

Bağırsak geçiş süresi yenilen yiyecek tipine, ne kadar su içildiğine bağlı olarak değişir. Örneğin meyve sebze ve tam tahılları daha çok tüketen kişilerin bağırsak geçiş süresi et ve nişasta tüketen kişilere göre daha kısadır.

Normali Nedir?
Yaklaşık 100 yıl önce gelişmiş ülke halklarının bağırsak geçiş süresi çok daha kısaydı. Amerika’da 100 yıl önce yiyeceğin vücuda ağızdan girip dışkı olarak çıkması 15 ila 20 saat sürüyordu. Bugün Amerika’da büyük çoğunluğun bağırsak transit süresi 50 ila 70 saate kadar uzamıştır. Geçiş süresinin uzamasının nedenlerinden biri de taze meyve sebzelerden gelen lif miktarının beslenmede daha az yer tutmasıdır. Lif sindirilemediği için dışkıya cüsse verirken bir yandan da onu yumuşak ve esnek hale getirir. Başka bir neden de stres bakımından yoğun, antibiyotiğe ve belli asit yapıcı gıdalara (şeker, yumurta ve et) bağlı hayat tarzının bağırsak yolunda mukus denilen yapışkan bir tabaka biriktirmesidir.

Bağırsak geçiş süresinin uzaması dışkının çürümesi için daha çok fırsat anlamına gelmektedir. Zararlı mikroorganizmalar burada çoğalır, toksinler gelişir ve vücudu zehirler. En iyi bağırsak geçiş süresi 18 ila 20 saat arasındadır. 24 ila 48 saat süren geçişler kabul edilebilir sınırlar içindedir. İdeali tıpkı bebekler gibi yemekten 20 dakika sonra tuvalet ihtiyacı hissetmektir. Sağlıklı bir bağırsak şekilli ama yumuşak, kolay atılan bir dışkı üretir. Bu dışkının yüzde 70’i sudur. Yeterli cüsseye sahip olduğu için bağırsağın kas kasılmalarına uyumla hareket eder.

Nasıl Ölçülür?
Vücut tarafından kolayca sindirilmeyen ve işaret yerine geçecek bir yiyecek belirlenir. Bu, susam olabilir; en yaygın olarak kuru mısır tanesi kullanılmaktadır. İşaret gıdanın yutulduğu vakit yazılır ve çıkış süresine bakılır.    

Yorumlar

Aromaterapi Sinerji Yağı

İlgili Makaleler

© 2013 alternatifterapi.com Tüm hakları saklıdır.