Mikroskopik Kolit - Nedir

Mikroskopik kolit, sürekli devam eden ishal ile kendini gösteren bir kolon (kalın bağırsak) hastalığıdır.

Mikroskopik Kolit

Mikroskopik kolit, sürekli devam eden ishal ile kendini gösteren bir kolon (kalın bağırsak) hastalığıdır. Mikroskopik kolitin teşhisi, diğer bağırsak hastalıklarında olduğu gibi kolonoskopi sayesinde yapılamamaktadır. Çünkü kolonoskopi görüntüleri ya da radyolojik bulgular normal görünmesine rağmen ishal devam etmekte ve nedeni anlaşılamamaktadır. Bu durumda bağırsaktan örnek alınarak bağırsak dokusu mikroskop altında incelenir ve ancak mikroskop altında görülebilen bazı anormallikler mevcuttur. Dolayısıyla hastalık tanısının mikroskop teşhisi ile konulabilmesi nedeniyle, rahatsızlık adını buradan almıştır. 

Mikroskopik kolitin iki türü olduğu düşünülmektedir:

Kolojenöz kolit: Kolon dokusunda kalın bir tabaka protein (kolojen) oluşumu söz konusudur.

Lenfositik Kolit: Lenfosit adı verilen beyan kan hücrelerinin bağırsak dokusunda birikimi söz konusudur.

Ancak halen lenfositik kolit ve kollojenöz kolitin tamamen birbirinden farklı iki hastalık türü mü yoksa aynı hastalığın farklı evreleri mi olduğu araştırılmaktadır. Buna rağmen lenfositik kolit ve kollojenöz kolitin semptomları, teşhis yöntemi ve tedavisi hemen hemen aynıdır.

Mikroskopik kolit semptomları birdenbire başlayabilmekte ve son bulabilmektedir. Bazı durumlarda semptomlar kendiliğinden iyileşme gösterir. Eğer iyileşme göstermezse uygulanacak ilaç tedavisi büyük ölçüde yararlı olacaktır.

Mikroskopik kolitteki enflamasyonun hangi durumlardan kaynaklandığı halen kesin olarak bilinememektedir. Bununla beraber mevcut durumun aşağıdaki koşulların etkisiyle oluşabileceği sanılmaktadır:

Çeşitli İlaçlar: Kolonon iç çeperine hasar veren bazı ilaçlar, mikroskopik kolite yol açabilir.

Bakteri: Bağırsaktaki bazı bakteri türlerinin ürettiği toksinlerin bağırsağın iç çeperine hasar vererek bahsedilen durumun ortaya çıkmasına sebep olduğu sanılmaktadır.

Virüs: Enflamasyonu tetikleyen bazı virüs türlerinin olabileceği sanılmaktadır.

İmmün sistem problemleri: Romatoid artrit ve çölyak hastalığı gibi immün sistemin aşırı reaksiyonundan kaynaklanan bazı otoimmun hastalıklarda, immün sistemin (bağışıklık sistemi) kendi sağlıklı dokularına hasar verdiği düşünülmektedir.

Mikroskopik kolitin en sık görülen belirtileri şunlardır:
  • Sürekli devam eden sulu diyare (ishal),
  • Karında ağrı ve/veya kramplar,
  • Kilo kaybı,
  • Mide bulantısı,
  • Fekal inkontinans (sürekli dışkılama isteği) vs..

Mikroskopik kolit genellikle birçok durumda tedavi uygulanmaksızın, zamanla kendi kendine iyileşme gösterebilmektedir. Ancak durumun şiddetli olduğu ya da iyileşme göstermeyen vakalarda çeşitli medikal tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. 

Genellikle mikroskopik kolitin tedavisinde basamak yöntemi kullanılarak en basit tedavi öncellikle tercih edilmekte, işe yaramdığı durumlarda bir üst adıma geçilmektedir. Bu nedenle ilk etapta bazı hayat tarzı ve diyetsel değişimler yapılmaktadır.

Mikroskopik kolit teşhisi konulduktan sonra hekiminiz öncelikli olarak az yağlı ve az lifli bir beslenme düzeni önerebilir. Bu sayede ishal durumu da hafifleyebilir.

Eğer düzenli olarak kullandığınız ve semptomlara katkısı olduğu düşünülen ilaçlarınız varsa, bu ilaçlar diğer tür ilaçlarla değiştirilebilir.

Ancak yapılan diyet ve hayat tarzı değişimlerine rağmen semptomlar devam ediyorsa aşağıdaki ilaçlar kullanılabilir:

Anti-diyareik İlaçlar: Bu ilaçlar ishali kesmede oldukça işe yarayacaktır.

Safra Asidini Bloke Eden İlaçlar: Safra asitleri bazen diyareyi şiddetlendirebileceğinden, safra asidini bloke eden ilaçların ishali kesmede etkili olabileceği düşünülmektedir.

Steroid Yapılı ya da Anti-Enflamatuar İlaçlar: Bu ilaçlar kolondaki enflamasyonu azaltırlar.

İmmun Sistemi Baskılayan İlaçlar: Bu ilaçların immun sistemin yanıtıyla çoğaldığı düşünülen kolondaki enflamasyonu azaltabilecekleri düşünülmektedir.

Eğer tüm yöntemlerin denenmesine rağmen mikroskopik kolit devam ediyorsa, hekiminiz uygulanacak bir cerrahi operasyonla rahatsızlığın meydana geldiği bölgeyi çıkarmayı önerebilir. Ancak bu yöntem en son tercih edilen ve genellikle gerek duyulmayan bir yöntemdir.

Kolit tedavisinin amacı belirtilerin kontrol altına alınmasıdır. Bu hastalık iyileştirilemez. Tedavi kişiye özeldir ve hastalığın şiddetine göre değişecektir. Fakat genellikle geleneksel farmasötikler gereklidir. Bununla birlikte aşağıda listelenen tamamlayıcı tedaviler geleneksel tedavilerle birlikte kullanıldığında belirtilerin azaltılmasına ve hayat kalitesinin artırılmasına yardımcı olur. Herhangi bir tedaviye başlamadan önce hasta tamamlayıcı tedaviler hakkında doktoruyla görüşmelidir.

Diyet
Bazı gıdaların kolit olan kişilerde belirtileri kötüleştirmesi daha olasıdır. Kişilerin kendilerinde problem yaratan gıdaları tespit etmesi ve bunlardan uzak durmayı öğrenmesi gereklidir:
  • Özellikle sık sık sulu dışkılama görülen kişilerde önemli bir sorun olan dehidrasyonu önlemek için günde 8–10 bardak su ya da berrak sıvılar tüketilmelidir.
  • Yüksek lifli gıdalardan kaçınılmalıdır. Eğer belirtiler kontrol altındaysa, yüksek lifli gıdalar azar azar, yavaş yavaş diyete yeniden eklenebilir.
  • Süt ürünlerinin belirtileri kötüleştirip kötüleştirmediği takip edilmelidir; pek çok kişi süt ve peynirin belirtilerini kötüleştirdiğini bildirmiştir.
  • Sindirim sistemini uyaracağından dolayı kahveden kaçınılmalıdır.
  • Alkol almaktan kaçınılmalıdır.
  • Az yağlı bir diyetle beslenilmelidir.
  • Daha küçük ve sık öğünler tüketilmelidir.

Bitkiler
Bazı bitkisel tedavilerin kişilerde belirtileri azalttığı görülmüştür. Bunlar:
  • Karnıyarık otu, hem alternatif hem de konvensiyonel hekimler tarafından önerilir. Karnıyarık otu sıvı emilimini sağlar ve dışkıya hacim verir.
  • Akgünlük bitkisinin (Boswellia sacra) iltihap önleyici özelliği olduğu düşünülmektedir. Küçük bir çalışmada, sulfasalazin (farmasötik bir ilaç) ile birlikte alındığında, remisyon dönemine (belirtilerin yatışması) giren hastaların sayısında artış görülmüştür.
  • Aloe (Aloe vera) suyu ya da oral jelinin remisyonu desteklediği düşünülmektedir.
  • Zerdeçalın (Curcuma longa) faydalı ve iltihap önleyici özellikleri olduğu düşünülmektedir.

Takviyeler
Orta ila şiddetli belirtileri olan kişilerin çoğunda, takviyelerle ya da multivitaminlerle düzeltilmesi gereken vitamin ve mineral eksiklikleri görülebilir. Ayrıca alternatif tedavi uygulayıcıları, küçük çalışmalarda karışık sonuçlar vermiş olan çok çeşitli takviyeler tavsiye edebilir. Bunlardan bazıları şunlardır:

Probiyotikler: Normalde bağırsaklarda bulunan yararlı bakterileri artıran, genellikle bakteri olan yararlı canlı organizmalardır. Bazı çalışmalar Escherichia kolinin hastalığa neden olmayan bir türünün, ülseratif kolit olan bazı hastaların remisyon döneminde kalmasına yardımcı olacağını göstermiştir. Probiyotikler ve onların sindirim hastalıkları üzerindeki etkisi aktif olarak araştırılmaktadır. ABD’de kolitli kişiler için probiyotikler üzerine FDA onaylı pek çok klinik çalışma yürütülmektedir. 

Balık yağı: Bazı çalışmalar balık yağı takviyesinin kilo alımını artırdığını ve iltihap önleyici ilaçlara olan ihtiyacı azalttığını göstermişken, bazıları ise balık yağının ülseratif kolit hastalarında etkisiz olduğunu bulmuştur.

Folik asit (B-9 Vitamin): Sulfasalazin folik asit emilimini azaltır, bu nedenle bu ilacı alan kişilerin folik asit takviyesi alması gerekebilir. Buna karşın folik asit takviyesi B-12 vitamini eksikliğinin tespitini güçleştirir, bu nedenle folik asit alan kişilerin B-12 vitamini alması gerekebilir.

Dehidroepiandrosteron (DHEA): DHEA hormonu vücutta küçük miktarlarda üretilir. Yüksek dozlarda takviye olarak alınması halinde kolitte düzelme görülmüştür; ancak istenmeyen yan etkilerin görülme olasılığı yüksektir.

Demir: Dışkılarında çok fazla kan olan kişilerde demir eksikliği gelişme riski yüksektir. 

Stresin Azaltılması
Her ne kadar kolite neden olmasa da, stres genellikle belirtileri kötüleştirir, bu nedenle gündelik yaşama stres azaltma teknikleri dahil edilmelidir:

Egzersiz: Hafif ila orta seviyeli egzersiz bağırsak fonksiyonunu stabilize etmeye ve ruh halini iyileştirmeye yardımcı olabilir.

Yoga: Bedenin gevşemesine ve gerilimin azalmasına yardımcı olabilir.

Meditasyon: Zihni ve bedeni sakinleştirir.

Biofeedback eğitimi: Kişinin bedeni üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmasına yardımcı olur ve kişilerin bilinçli olarak gevşemesine olanak verir.

Destek grupları: Kişilerin, karşılıklı olarak birbirini anlayabildiği bir ortamda tedavilerine dair ipuçlarını ve yaşadıkları hayal kırıklıklarını birbirleriyle paylaşmalarına olanak verir.

Yorumlar

© 2013 alternatifterapi.com Tüm hakları saklıdır.

Eleman Türkiye